Küçülen hayatlar- (Downsizing) film analizi çözümlemesi ve eleştirisi.

    0
    18
    arama reklamı

    Küçülen Hayatlar -Kişisel Eleştiri

    2017 yılında vizyona girmiş ABD yapımı bir filmdir. Yönetmenliğini Alexander Payne yapmıştır. Başrolde Paul Safranek karakterini canlandıran Matt Damon vardır. Film, 30 Ağustos 2017’de 74. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde prömiyeri yapılmıştır. Chau, 75. Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında aday gösterilmesinin yanında, , En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu St. Louis Film Eleştirmenleri Birliği Ödülü ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu SAG Ödülü adayı olmuştur. Film, Ulusal Gözlem Kurulu tarafından 2017 yılının ilk on filminden biri olarak seçilmiştir. Filmin kısaca özetini geçmek gerekirse ‘’Norveçli bir bilim insanlarının aşırı nüfusa çözüm olarak insanları 13 santimetreye küçültmeyi keşfetmesi ve bunu 200 yıl içinde gerçekleşecek global bir dönüşüm olarak sunması sonrasında olacakları hayal ediyor. İnsanlar kısa süre içinde minyatürleştirilmiş bir dünyaya ne kadar para gidebileceğini fark eder. Sıradan bir vatandaş olan Paul Safranek (Matt Damon) ile karısı Audrey (Krissten Wiig) daha iyi bir hayat vaadiyle küçülmek üzere Omaha’daki stresli hayatlarını terk etmeye ve yeni, küçültülmüş bir topluluğa katılmaya karar verirler. Bu, hayatlarını değiştirecek maceraları tetikleyen bir seçim olur. Fakat karısı Audrey’in son anda küçülmeden vazgeçmesi üzerine Paul’un hayat hikayesi de değişir.’’

    Yönetmen sıra dışı bir hikâye tarzıyla alışılmışın dışına çıkmıştır. İlgi çekici bir başlangıç yapsa da ilerleyen sahnelerde o ilgi çekiliğini kaybedip tam istenilen şeyleri izleyiciye vermemektedir. Bilim adamlarının bu buluşu dünya üzerindeki kaynakların yetersizliğinin önüne geçmek için yapılmış bir çalışmadır. Sonuç olarak inşalar küçüldüğünde daha az yiyecek tüketip daha az elektrik daha az su kullanacaklardı. Dünya üzerinde daha az çöp olacak ve dünya daha yaşanılır bir gezegen olacaktı. İnsanların küçülmelerindeki gerek amaç bu gibi görünse de ardında yatan asıl sebep ise para ve lüks yaşamdır.

    İnsanlar küçültüldüğünde onlara lüks evler malikaneler ve milyonarca para teklifi sunuyorlar. Orada daha mutlu olacağını düşünen insanlara bu teklif göz kamaştırıcı gelmektedir. Ayrıca küçültülmek için belirli bir miktar para verip . Şartlar yerine getirilip küçültmeleri gerçekleştirilmektedir. Filmdeki dikkat çeken bir ayrıntı ise başlangıçta bilim adamları bu kök hücre küçültme işlemini dünyaya tanıtırlar. Fakat konuşmalarını yaptıkları salon İstanbul’da bir kongre merkezinde geçmektedir. İstanbul’u seçmelerindeki amaç tarihi bir öneme ve konuma sahip olmasıdır. İstanbul Roma İmparatorluğu, Latin İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yapmış bir şehirdir. 3 büyük dinin kutsal emanetleri İstanbul’dadır. Hristiyanlık ilk kez resmi din olarak Roma İmparatorluğu zamanında İstanbul’da kabul edilmiştir.2 kıtayı birleştiren dünyadaki tek şehir olması nedeniyle yönetmende büyük ihtimal etkilenip küçültme projesini ilklerin şehri olan İstanbul’da dünyaya duyurmuştur.20 yıllık bir süreç geçer Paul’da ‘refah diyarı’ dedikleri bölgeye yerleşmiştir. Orada kendine yeni bir hayat kurar. İnsanlara yardım eder onların ihtiyaçlarını karşılar.

    Küçük insanların bulunduğu bölüm adete dünya içinde farklı bir dünyaymış gibi izleyicilere yansıtılır. Aslında fiziki bir değişmeden başka değişen pek bir şey yoktur. Duygular, acılar, hisler, iyilik, kötülük, yardımseverlik her şey aynıdır. Filmin ilk 1 saati sanki farklı biri tarafından yazılmış diğer yarısı farklı kişiler tarafından yazılmış gibi bir atmosferi vardır.68 milyonluk bütçeyle çekilen bu kadar büyük yapımın pek ilgi görmemesinin altında büyük ihtimal öyküyü toparlayamamasından kaynaklanmaktadır. Hatta filmin yarısından sonra büyük insanlar uzun bir süre unutulur ekrana bile gelmez.

    Daha ilginç olan şudur ki film ilerleyen sahnelerde Paul’un tanıştığı temizlikçi kız üzerine  kurulur. İzleyicileri filmden koparan olgularından bir tanesi budur izleyiciler o temizlikçi kadının hayatını merak etmiyor. O küçük insanların kendi yarattıkları dünyada nasıl yaşadıklarını ve o gizemli ortamı merak ediyorlar. Hatta hikâyeyi yazan kişiler daha da ileri giderek Norveç’te küçük insanların bulunduğu bir bölümde mahzen dedikleri yer altında farklı bir yaşam alanı olduğunu söylerler. O mahzen hakkında bilgi verirler orada hayvanların, ormanların, bitkilerin, evlerin olduğunu söylerler.

    İzleyicileri oraya yönlendirirler. Paul’da mahzene girmek orada sonsuza kadar kalıp oradaki insanlara yardım etmek ister. Fakat o tanıştığı temizlikçi kızın kendi kaderi olduğunu söyleyip bütün filmin gidişatını değiştirir ve geri döner gitmekten vazgeçer. Evlerine giderler ve film biter. Sinemada bir objeyi gösteriyorsan onu kullanmak zorundasındır. Filmin sonunda umduğumu bulamadım. Eminim ki birçok izleyicide aynı düşünceleri paylaşmaktadır. Filmin görsel efekt ve kurgusu kusursuzdur. ABD Sinemasının vazgeçilmez teknolojilerinden olan Green screen ve VFX üzerine kurulu bir yapıttır. Filmin büyük bir bütçesinin harcandığı yer burasıdır.

    Leave your vote

    0 points
    Upvote Downvote

    Comments

    0 comments

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz