Sinemanın karanlık ruhu -Film Noir Akımı

    0
    46
    film noir
    arama reklamı

    ‘George Bernard, Ninotchka, Of The Wizard of Oz ve Wuthering Heigth İkinci Dünya Savaşının çıkması büyük değişiklere sebep oldu. Hollywood’a göçen Rene Clair ve Jean Renoir gibi yönetmenlerden yoksun kalmış Fransız sineması, Nazi işgali altında duraklama yaşıyordu. Her senaryo Alman ya da Vichy otoriteleri tarafından sansür ediliyordu. Marcel Carne 1942’ de “Les Visiteurs du Soir” adlı güzel olmakla birlikte suya sabuna dokunmayan bir peri masalı çekti. Fransa’nın en önemli yönetmenlerinden olacak olan Robert Bresson’da 1943’te bir kadınlar manastırında geçen “Les Anges du Peche” ile emin ve zararsız biçimde sinemaya giriş yaptı.

    Alman sineması ise propaganda bakanı Joseph Goebbels’in ellerinde oldukça kötü bir hâl almıştı. İngiliz ve Amerikan filmleri yasaklanmıştı. Goebbels’in eleştiriyi yasaklaması sonucu hiçbir Alman filmi eleştirmenler tarafından kötü olarak nitelendirilmemişti.

    Savaş dönemi propaganda filmlerinin en büyüğü ve en ustaca çekilmiş olanı hiç kuşkusuz Pearl Harbor öncesi Amerika’ya, daldığı uykudan silkinip Avrupa’da neler olup bittiğine dikkat etmesi çağrısı yapan “Casablanca” idi. Pearl Harbor’dan sonra Amerika kendi ordusu hakkında propaganda filmleri çekmeye başladı ve İngiltere gibi halkın moralini yüksek tutmak amacıyla komediden oldukça yararlandı.

    Lubitsch’in muhteşem filmi “To Be or Not to Be” çok ustaca yapılmış bir anti-Nazi propagandasıydı aslında. “Film Noir” türü de 1944–1945 yıllarında sinemaya yerleşti. Film Noir’in temeli karanlıktır. Basit biçimde görünüm olarak karanlık değil; içerik olarak ruh olarak karanlıktır. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir, kimseye özellikle kadınlara güvenilmez; kahraman sert, karamsar, alaycı ve bezgindir.

    Bugün bu türdeki ilk filmin John Huston’ın çektiği “The Maltese Falcon” (Malta Şahini) olduğu söylenir. Ancak tam anlamıyla birkaç yıl sonra Edward Dmytryk’in, “Murder My Sweet” (Cinayet Sevgilim), Billy Wilder’ın “Double Indemnity” (Çifte Tazminat), Fritz Lang’in “The Woman in the Window” (Penceredeki Kadın) ve Otto Preminger’in “Laura” gibi filmler de bu tarzda çekilen filmlerdir.

    İlk başlarda kimse sevmedi kara filmleri, bugünün moda olan akımları gibi bir dönem de Film Noir akımı moda oldu. İzleyenler genelde arızalı, sorunlu tipler kabul edilir, her an her yerde bir delilik yapabilirmişcesine bir insan sıfatına sokulur. Gerçekte yapımcıların ya da yönetmenlerin amacı bir grup Kara Film sever yaratmak değildir, amaçları bu tarzı herkese yayıp sanatsal yeniliklerden haberdar etmektir.

    Zamanla “Kara Film” izlenmeye, tutulmaya başlar, ülke dışına yayılır ancak eleştirilerden de kaçamaz. Çünkü muhalefetler Kara Film’in ailelerin dağılmasına sebep olduğunu iddia ederler. Kara Film’in son aşaması psikotik eylem ve yok etmeye tahrik dönemidir. Zira o yıllarda toplum bazında genel olarak onur, gelenekler, kişisel bütünlük ve fiziksel istikrar yitirilmiştir. Yönetmenler toplumun ruh hâlini olumsuz etkilediklerini farkedince bu duruma özen göstererek film çekmeye dikkat etmişlerdir.

    Kaynak :Milli Eğitim Bakanlığı tarafından geliştirilen modülden alıntı yapılmıştır

    Leave your vote

    0 points
    Upvote Downvote

    Comments

    0 comments

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz